kimyameslek

KIMYA MESLEK LISELILERININ BILGI PORTALI
 
AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 AHMET HAMDI TANPINAR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 29
Kayıt tarihi : 30/07/08
Nerden : C:\\\\Program Files\\\\EA SPORTS

rep puanı
rep puanı:
1000/1000  (1000/1000)

MesajKonu: AHMET HAMDI TANPINAR   Perş. Tem. 31, 2008 11:15 pm

AHMET HAMDI TANPINAR







Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901 tarihinde
İstanbul'da doğdu.İstanbul'da Ravaz-i Maarif İbtidaisi'nde, Sinop ve Siirt
rüşdiyelerinde, Vefa, Kerkük ve Antalya sultanilerinde öğrenim gördü. Baytar
mektebini bırakarak girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1923
yılında mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara liseleriyle, Gazi Eğitim Enstitüsü
ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı, aynı akademide
estetik ve sanat tarihi dersleri verdi (1932 - 1939). 1939 yılında İstanbul
Üniversitesi'ne Yeni Türk Edebiyatı Profesörü olarak atandı. Maraş Milletvekili
olarak 1942-1946 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Bir süre
Milli Eğitim Müfettişliği yaptıktan ve Güzel Sanatlar Akademisinde eski görevinde
çalıştıktan sonra 1949 yılında İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk
Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne yeniden döndü ve bu görevde iken 24 Ocak 1962
tarihinde İstanbul'da öldü.






Öykü
Kitapları






Abdullah Efendi'nin Rüyaları (1943), Yaz Yağmuru (1955),
Hik(yeler (Kitaplaşmayan iki hikâyesiyle birlikte tüm öyküleri, 1983).






HAKKINDA
YAZILANLAR






Hazır Reçete Yok !


Her şey bizden bir yeni terkip bekliyor


Mahmut Çetin





Türk aydını, Osmanlı devletinin Batı karşısında çözülmesiyle yeni bir kültür dünyasına
açılır.Bu çaba Osmanlı devletinin
yıkılması ve onun değer yargılarının tasfiyesiyle hızlanır.Aydınlarımız
bu maksatla önce yerli olanla islami olanı ayırıp, yerli olana bağlanmayı dener.Ardından yerli olan kültür
kaynağını iyice daraltıp folklordan hareketle teorik bütüne ulaşmayı
düşünürler.Folklordan hareketle bir çok fikri üretim yapılmasına rağmen, bu
arayış asıl amaç olan
‘yeni bir teorik zemin’i oluşturamaz.I.Tarih
Kongresiyle ortaya yeni bir tez atılır.Tez şudur: “Bütün dünyaya şamil
medeniyetin mebde ve menşei Orta Asya’d
ır.”(1)





Erol
Güngör esasl
ı bir eleştiriye
tabi tuttuğu bu tezi şöyle özetler.Yeni teze göre Orta Asya medeniyetin
beşiğidir.Türkler Orta Asya
’da yaşarken bir kuraklıkla yurtlarından
ayrılmışlar, dünyanın değişik yerlerine göç etmişler ve medeniyeti dünyaya
yaymışlardır.Bu arada Anadolu, Mısır ve Mezopotamya’da yeni yeni medeniyetler
kurmuşlardır.Etiler, Hititler ve Sümerler gibi.Türkler müslüman olunca yeni bir
göç dalgasıyla yeniden Anadolu’ya ulaşmışlar, buradaki Eti , Hitit kültürleriyle
yeniden kaynaşmışlardır.Anadolu 4 bin yıllık Türk yurdudur.Cumhuriyetle bu en
eski Türk kültürlerine sahip çıkılmıştır.(2)






Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı
zinciri Türk tarihinden bir sapma mı ?






Teorinin
buraya kadar olan kısmı, Anadolu üzerinde gözü olan Batı ülkelerine karşı
sevimli bir çıkış olarak görülebilir.Ancak teoriyi üretenler hızını alamayıp
asıl Türk tarihinin kaynağını Anadolu Medeniyetleri adı altında Eti-Hitit-Sümer
zincirine bağlar ve Türk tarihinin Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı zincirini asıl
özden bir sapma olarak niteler.Bu nedenle Türklerin müslümanlaşmasından sonraki dönemler, gözden geçirilmesi gereken
dönemlerdir.Aydınlar başlangıçta -genellikle- kabul etmekle birlikte zaman bu
tezi geçersiz kılar.






İki ara
bir dere: Batı






Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı
dönemini es geçerek oluşturulmak istenen tarih anlayışlarının geçersizliği,
arayış içindeki odakları, Batı medeniyetini evrensel tek bir medeniyet olarak
görmeye ve ona entegre olmaya itmiştir.






Batı
medeniyetine entegre olma düşüncesi Nurullah Ataç tarafından teorik birliğe
ulaştırılmaya çalışılır.Belki de yabancılaşma dönemi boyunca sınırlı da olsa
başarıya ulaşmış tek düşünce budur.1938 yılından sonra fikir hayatımıza bu
düşünce hakim olmuştur.Bu görüşe göre Batı medeniyetinin gelişme çizgisi, bütün
insanlık için ortaktır.Batı medeniyeti dışında ortaya çıkan medeniyetler
ayrıktır ve onların ancak folklorik bir değeri vardır.Yerli medeniyetlerin
tasfiye edilip, Batı medeniyetine adapte olmaları tarihi bir zarurettir.Bundan
dolayı Yunan, Latin ve Fransız kaynaklarından Batı kültürü aktarılarak,
pozitivizmde karar kılınmıştır.Resmi görüşe paralel olarak, Batı’dan aktar
ılan yeni fikir akımları sınıf ya da üretim
temelinden yoksun olmasına rağmen siyasi yönelişlerde ve kadrolaşmada kaynak
olmuştur.Batı alıntılarıyla, aktarmacılığıyla devlete
‘kapılanma’ mümkün olduğundan resmi siyaset ve kültürü kendilerine göre
yorumlayan siyasi gruplar, üretimden kaynaklanmayan gelirlerle
‘sübvanse’
edilerek ithal bir kültür ortaya konmuştur.(3)Bu aktarma kültürün etkisi
günümüzde azalarak sürmektedir.






Cumhuriyetin
kuruluşundan itibaren ileri sürülen tarih görüşleri 1950 sonrası serbestlik
ortamıyla, devlet görüşü olmaktan çıkmıştır.Bu görüşlerin ileri sürüldüğü
dönemlerde ise daima karşı tezler var olmuştur.






Kültüre
dayalı çözüm: ‘de
ğişerek devam etmek





Bu karşı
tezlerden biri de
Anadoluculuktur.Özellikle Yahya Kemal’in tarih görüşü bu isimle ifade
edilmiştir.Bu görüşe göre Türk Tarihi, Malazgirt Zaferiyle başlar.Dilin ve
milletin önceki macerası, bu tarihin bir çeşit mukaddimesinden
ibarettir.Malazgirt Zaferi, İstanbul’un Fethi ve Milli Mücadele, Frans
ız İnkılabı çapında ‘doğu rönesansı’na kaynaklık etmişlerdir.





Yahya Kemal’in fikri halefi durumundaki büyük
yazar
ımız Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur adlı
şaheserinde roman örgüsü içinde üç önemli tezi de yoğurmaktadır.Tarihinin
sürekliliği, kültür devrimlerinin başarısızlığı ve milli çözüm: halkın gücü.






Bizim üç ana başlıkta topladığımız Huzur tezleri,
bütüncül bir tarih tezi ortaya koymuştur.
“Yalnız bir şeyi biliyoruz.O da bir takım köklere
dayanmak zarureti, tarihimize bütünlüğünü iade etmek zarureti.bunu yapmazsak
ikiliğin önüne geçemeyiz.Muvazalar daima tehlikelidir.
”(4)





Tarihi
bütünlü
ğün sağlanması, yani tarihin bir takım
zoraki tezlerle değil, sadece vakıa-olgu olarak değerlendirilmesini
gerektirir.Tarihin belirli devirlerini tasviye edip yerine mantıki tezler
teklif edememe durumu, toplumda mutlak bir yabancılaşmayı başaramasa da değer
yargılarını yozlaştırmaktadır.



Bu tahribat nedeniyle fertler, toplumlarına has
hüviyetlerini temsil edemez hale gelmektedir.Hüviyetini bulamayan fertlerin
oluşturduğu toplum bunalımlara gebe bir toplumdur.
“Evvela
insan
ı birleştirmek.Varsın aralarında hayat standardı yine ayrı olsun; fakat
aynı hayatın ihtiyaçlarını duysunlar.
”(5)Köklerine bağlı fertler, farklı içtimai sınıflara mensup olsalar
bile
‘biz şuuru’nu muhafaza edeceklerdir. “Maziyi ihmal edersek hayatımızda ecnebi bir cisim gibi bizi rahatsız eder.”(6)
Tarihi birikimden kaçmak boşuna bir çabadır.İnsan için hafıza neyse, millet
için de tarih odur.Nasıl insan fikir değiştirebildiği halde hafızasını silip
atamamaktaysa, milletler de günlük zaruretler nedeniyle tarihi birikimlerini silip atamazlar.Silip
atmaya kalktıkları durumda bile hayatın tabii akışı ‘günlük dayatma’lar
ı geçersiz kılacaktır.Yabancılaştırmanın başarıldığı
iddia edilen sömürge topraklarda bile toplumsal
doku hepten silinememekte ve tarihi birikim
‘ecnebi
bir cisim gibi’ insanlar
ı rahatsız
etmektedir.






Halkın içinde ve önünde aydın





Toplum için değişik bakış açılarıyla değişik
tasnifler yapılabilir.Bunlardan biri de halk ve aydın ayırımıdır.Halk ve aydın
ikiliği yabancılaşma döneminin başından itibaren cemiyetimizde etkisini
gösterir.Türk toplumu için bu iki kesim de yeni dönemin rengini vermeğe tek
başına yeterli değildir.Huzur romanındaki karakterlerden Mümtaz, Türkiye
’nin
kültür birli
ği
sağlanamadığından gelecekten ümitsizdir.Ancak romanın diğer kahramanı İhsan
yani romandaki Yahya Kemal,
“Güçlük var.Fakat imkansız değil.Biz şimdi bir aksülamel devrinde
yaşıyoruz.Kendimizi sevmiyoruz.Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede
’yi Wagner
olmad
ığı için, Yunus’u
Varlaine, Baki’yi Goethe ve Gide yapamad
ığımız için beğenmiyoruz...Coğrafya, kültür, her şey bizden bir yeni
terkip bekliyor; biz misyonlarımızın farkında değiliz.Başka milletlerin
tecrübesini yaşamaya çalışıyoruz
”(7) der.





Başkasının
hayatını yaşayamazsınız






Medeniyetlerin farklı gelişme çizgileri vardır.Ancak batıcı ortodoks
görüşe göre Batı medeniyeti evrensel ideal gelişim sürecinden geçmiştir.Bu
medeniyetin dışındaki medeniyetlerin yaşaması, Batı medeniyetine adapte
olmasına bağlıdır.Bu görüş kültür hayatımıza hakim olmuş ve aydınımızı kültür
ikiliğine yani kimlik bunalımına düşürmüştür.Bu hususta Tanpınar’
ın işareti şudur: ‘başka milletlerin
tecrübesi’nden faydalan
ılabilir, ama onun
tecrübesini yaşamak mümkün değildir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://kimyameslek.forumotion.net
 
AHMET HAMDI TANPINAR
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
kimyameslek :: ödev :: türkçe(edebiyat, dil ve anlatım)-
Buraya geçin: